Kuantum ve Maddenin Gerçeği Zamansızlık ve Kader Modern Fizik Parçacık Fiziği ve Yoktan Yaratılış Diğer

Allah Yoktan Yaratandır

Eski Yunandaki bazı felsefecilerin etkisinde kalan kimi düşünürler, materyalizmi son bir kaç yüzyılda yeniden gündeme taşımıştı. Materyalistlerin en temel iddiası maddenin ezeli olduğu iddiası idi. Nitekim Lavoiser adlı materyalist, bu düşünceyi “Hiçbir şey kaybolmaz ve hiçbir şey yoktan var olmaz” şeklinde dile getirmişti. Bu söz pek çok materyalist için uzun süre slogan halini almıştı.

Elbette ki, herhangi bir delile dayanmayan bu iddianın akli ve vicdani hiçbir geçerliliği olmadığı ortadadır. Herşeyden önce, insanın kendisi yoktan yaratılmıştır. Gözünü her nereye çevirse bu böyledir. Canlılar yoktan yaratılmıştır. Dünyamız, gezegenler, yıldızlar, galaksimiz ve evrenimiz yoktan yaratılmıştır. Her an her şey beynimizin içinde algı olarak yepyeni bir şekilde yaratılmaktadır.

İlginçtir, materyalistlerin diğer iddiaları gibi bu iddiası da, bilimsel olarak da yalanlanmıştır. Parçacık fiziği adlı modern fiziğin bir alanı, tamamen bu sözün yanlışlığını anlatır.

Antimadde ve Maddenin Yoktan Yaratılışı

 

Kuantum fiziğinin önde gelen isimlerinden Paul Dirac, Einstein’ın görelilik (relativite) teorisini ve kuantum teorisini matematiksel olarak inceledi. 1928 yılında, yaptığı hesaplamalara göre, adına pozitron denilen o zamana kadar hiç rastlanmayan parçacıkların oluşabileceğini öne sürdü. Pozitronlar doğada normal şartlarda rastlamadığımız “antimadde” denilen parçacıklardır. Özelliği elektronlara benzer, ama yükleri eksi değil, artıdır. Antimadde, madde ile biraraya geldiğinde ise beraber yok olurlar. Bir öngörü olarak kalan bu iddia kısa bir süre sonra ise deneysel olarak da ispatlandı.
Dirac
Paul Dirac 20. Yüzyılın en zeki ve en başarılı teorik fizikçilerinden biriydi. Bilim tarihinin en heyecan verici keşiflerinden olan antimaddenin varlığını ilk O öne sürdü. Varlığın antimadde ile beraber yaratılışı, materyalistlerin en temel varsayımı olan maddenin yok olamayacağı ve yoktan var olamayacağı zanlarını tamamen bitirmiştir. Müthiş bir matematik yeteneği olan Dirac “Allah dünyayı güzel bir matematikle yaratmıştır.” sözünün de sahibidir. 1

1932 yılında Carl David Anderson, pozitron adlı antimaddeyi sis odalarında kozmik ışınları incelerken keşfetti. Bu keşifle, Dirac’ın teorik olarak öne sürdüğü parçacıkların varlığı ispatlanmış oldu. Materyalist felsefeye en ağır darbelerden olan bu keşif 1936 senesinde Nobel ile ödüllendirilmiştir. 2

wilson chamber
Sis odacıkları, içi su buharı ile doludur. Modern fizikte yeni parçacıkların keşfi için yaygınlıkla kullanılan bir araçtır. Carl David Anderson da pozitronun keşfinde sis odasını kullanmıştır.

Materyalist felsefenin miti olan ve Lavoiser’in söylediği “hiçbir şey kaybolmaz ve hiçbir şey de yoktan var olmaz” sözü bu keşifle beraber böylelikle kesin olarak tarihe karıştı.

 

  pozitronpositron
Pozitronlar ve elektronlar yoktan yaratılışın canlı örnekleridir. Yukarıdaki resimler bunu gösteren fotoğraflardır.

Allah her şeyi yoktan yaratır. Varı da yine o yok eder. Nitekim bir Kuran ayetinde Allah şöyle bildirmiştir:
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz? (Enam Suresi, 95)

Fiziğin ilerleyen yıllarında pozitron gibi daha pek çok antimadde keşfedildi. Buna göre her maddeye eşlik eden bir antimadde vardır. Nitekim bir Kuran ayetinde bu gerçeğe mucizevi bir şekilde dikkat çekilmiştir:
Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz. (51/49)
(Şüphesiz Allah daha doğrusunu bilir. )

feynmann
Maddenin yoktan yaratılışı ve yok edilişi bilim dünyasında o kadar yaygın bilinen bir gerçek halini almıştır ki, fizikte Feynman diyagramları olarak bilinen şekillerle bu gerçek resmedilir. Örneğin yukarıdaki şekilde pozitron ve elektron antimadde ve maddeleri biraraya gelerek yok olurlar. Daha sonra yeniden pozitron ve elektronların oluşumu gözlemleniyor. Tam da ayetin ifade ettiği gibi. “...O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır...” (Enam Suresi, 95)
CERN
CERN olarak bilinen dünyanın en büyük parçacık fiziği labaratuvarında belki de dünya tarihinin en ilginç deneyleri yapılmaktadır. CERN, Fransa-İsviçre sınırında yerin 100 metre altında ve 27 km uzunluğunda çember şeklinde tasarlanmıştır. Çember şeklindeki tüplerde birbirinin zıt yönünde proton adlı parçacıklar hızlandırılmaktadır. Zıt yönde hareket ettirilen parçacıkların hızları, yani enerjileri yeterli seviyeye geldiğinde ise birbiriyle çarpıştırılmaktadır. İşte bu çarpışma neticesinde muazzam bir enerji açığa çıkmaktadır. Bunun neticesinde çok kısa süre içinde sayısız parçacık yoktan var olmakta, sayısız parçacık da vardan yok olmaktadır. Görüldüğü üzere CERN varlığı ile materyalizme büyük bir darbe vurmaktadır. Bilim adamları, parçacıkların yüksek hızlarla birbiriyle çarpışması ile yaşananların, evrenin Allah tarafından yaratılışının çok çok kısa süre sonrasına benzediğini belirtmekteler. Bu anın incelenmesi ile evrenin Big Bang ile yaratılışının detaylarını öğrenmekte ve teorik fizikteki güncel kimi fiziksel problemlere çözüm aramaktadırlar.

Maddenin antimaddeyle birleşmesi neticesinde bir enerji açığa çıkar. Bu enerji ışınım olarak enerji formunda taşınır. Ancak neticede enerji, yaptığımız matematiksel işlemleri kolaylaştırmak için bizim koyduğumuz bir addır. Materyalistler görmediği şeye inanmadıklarını söylerler. Bu sözlerinde samimilerse, görmedikleri enerjiye inanmamaları gerekir. Gördükleri herşey de neticede sadece algılarındadır. Böylelikle maddenin mutlak varlığı olmadığı hem yapılan deneylerde hem de modern fiziğin izahlarında açıkça ortaya çıkmıştır.

Nitekim ünlü düşünür Arthur Koestler bu kitap boyunca gördüğümüz delillerin de teyid ettiği gibi materyalizmin içine düştüğü durumu şu sözleriyle belirtir:
Materyalizmin, bilimsel bir düşünce olduğunu artık kimse daha fazla iddia edemez. 3


1 http://mitpress.mit.edu/books/FLAOH/cbnhtml/quotes.html )
Metnin İngilizcesi:
“God used beautiful mathematics in creating the world

3  Arthur Koestler, Janus: A Summing Up, New York: Vintage Books, 1978, s. 250.