Kuantum ve Maddenin Gerçeği Zamansızlık ve Kader Modern Fizik Parçacık Fiziği ve Yoktan Yaratılış Diğer

Kuantum Fiziği ve Ruh

Modern fizik, maddeci felsefelerden farklı olarak algılayanı merkezi role aldı ve madde olarak düşündüğümüz mikroalemdeki parçacıkların birer gölge varlık olduğunu bilimsel olarak gösterdi. Bütün, bu parçacıklardan oluştuğuna göre, demek algılanan herşey gölge varlıktır. Nitekim bu gerçeği fizikçi Amit Goswami şu şekilde açıklar:
Şunu sorduğumuzu varsayalım: Yukarıya bakmadığımızda da Ay hala yerinde midir? Ay, sonuçta bir kuantum objesi olduğu için (tamamen kuantum objelerinden oluştuğu için), fizikçi David Mermin'in de belirttiği gibi buna hayır demeliyiz.
Belki de en önemli ve çocukluğumuzda özümsediğimiz en sinsi zan, dışarıda var olan objelerin maddesel dünyasının, gözlemleyenlerin oluşturduğu objelerden bağımsız olduğudur. Bu zannın lehinde dolaylı kanıtlar bulunmaktadır. Örneğin biz Ay'a baktığımızda, onun klasik olarak hesaplanmış yörüngesinde olmasını beklediğimiz yerde buluruz. Doğal olarak, biz ona bakmasak bile, zaman-mekan kavramı içinde Ay'ın mutlaka orada olduğunu zihnimizde tasarlarız. Kuantum fiziği ise buna hayır der. Biz Ay'a bakmadığımızda, her ne kadar çok küçük miktarlarda da olsa, Ay'ın olası dalgaları yayılır. Biz ona baktığımızda, dalga hemen söner ve dalga artık zaman mekan kavramı içinde olmaz. İdealist bir metafizik varsayımı belirtmek daha anlaşılır olacaktır: Eğer ona bakan bilinçli bir kişi bulunmuyorsa, zaman mekan kavramı içinde hiçbir obje yoktur. 1

Goswami’nin de belirttiği gibi algılayan olmadığı sürece algının bir anlamı kalmaz. Kuantum fiziği şaşırtıcı bir şekilde bilimin merkezine bilinci ve algılayanı yerleştirmiştir. Bu gerçeği meşhur fizikçi Wigner şu sözleriyle itiraf eder:
… Dolaylı veya dolaysız ölçüm teorisi ancak benim nihai gözlemci olarak ayrıcalıklı konumumu koruduğum sürece mantıksal olarak tutarlı olur. 2
Yine Wigner kuantum fiziği ve bilincin önemi hakkında şu tespitleri yapmaktadır:
Fizik teorisinin çalışma alanı kuantum mekaniğinin yaratılışı yoluyla mikroskopik fenomenleri de içerecek şekilde geliştiğinde bilinç kavramı tekrar öne geldi. Kuantum mekaniğini bilince dayandırmadan tam tutarlı bir şekilde formülleştirmek mümkün olmadı. Kuantum mekaniğinin bütün ifade etmeye çalıştığı birbiri ardınca gelen izlenimler ( “idrak” de denir) arasındaki olasılık bağlantılarını bulmaktır. Bilinci etkilenen gözlemciyle gözlemlenen nesne arasındaki çizgi, birinden diğerine doğru dikkate değer miktarda yer değiştirilebilmesine rağmen yok edilemez.
… Şurası dikkat çekicidir ki: Gelecekteki kavramlarımız her ne yönde gelişirse gelişsin dış dünyanın kesin bir incelenmesi bilincin içeriğinin nihai gerçeklik olduğunu gösterecek. 3
Wigner’in bir başka tespiti şu şekildedir:
Dalga fonksiyonunu değiştiren bilince gelen izlenimlerdir… Tam da bu nokta, bilincin teoriye kaçınılmaz ve değişmez bir şekilde gelişidir. 4

Gözlemcinin kendisi ve beyni de atomlardan oluşur ve onlar da görüntünün içinde algı düzeyindedir. Peki, o zaman gözlemi yapan kimdir? Beynin içinde göz yoktur ama insan kusursuz güzellikte bir dünyayı sürekli olarak seyreder. Beynin içinde kulak yoktur, ama insan sürekli olarak hiçbir hışırtısı, cızırtısı olmayan kusursuz netlikte bir ses duyar. Beyin bir yere dokunamaz, ama eli ayağı olmadan bütün her şeyi mükemmel şekilde hisseder. Gören, duyan, hisseden RUH'tur. Her şeyi insanın ruhunda var eden, gösteren, duyurtan, hissettiren Yüce Rabbimiz olan Allah'tır.

Tüm bunların ne anlama geldiğini anlayabilmek için ölçmek denilen kavramın ne olduğunu yakından inceleyelim. Labaratuvarında ölçümler yapan bir fizikçiyi ele alalım. Bu fizikçinin atomaltı parçacıklarla ilgili deneyler yaptığını düşünelim. Fizikçi ölçüm yapmadığında fiziksel bir gerçekliği olmayan tanecikler o ölçümler yaptığı anda belli neticeler veriyor. Örneğin fizikçimiz elektronun konumunu ölçmediğinde uzayda kapladığı herhangi bir pozisyon ( dahası elektronun kendisinden de ) yoktur ama ne oluyorsa ölçüm yapıldığı an, elektronla ilgili bir konum bilgisi elde ediyoruz. Ölçümü bu kadar farklı kılan nedir?


Ölçüm Problemi Bilince ve Ruhun Varlığına Şahitlik Eder

 

Kuvantum fiziğinde parçacıklar dalga fonksiyonları ile ifade edilir. Bu dalga fonksiyonlarından taneciğin ölçme yaptığımız an olabileceği durumlarının olasılıklarını hesaplayabiliriz. Bir ölçüm yapıldığında, elektronun dalga fonksiyonu söner ve konum, hız gibi değerler belirlenir. Bu ifadeleri kuvantum mekaniğini anlatan herhangi bir kitapta bulabilirsiniz. Bu noktada çok ilginç gerçekler ortaya çıkıyor. Ölçüm yapmadığımızda bir taneciğin fiziksel bir gerçekliği olmadığını ifade etmiştik, ölçüm yaptığımızda ise o taneciğin konum hız gibi fiziksel niteliklerini bulabiliyoruz.

fizikci
Labaratuvarında atomaltı parçacıklarla deneyler yapan fizikçi atomlardan oluşur. Her atom kuantum fiziğine göre dalga fonksiyonlarından ibarettir. Dolayısıyla fizikçinin kendisi dalga fonksiyonlarından oluşur. Bunlar da maddenin yokluğunu ifade eder. Yokluk ise yokluğu göremez duyamaz. Gören ve duyan ancak Ruh’tur.

Gözlemi yapan fizikçi ve kullandığı ölçüm cihazları atomlardan oluşur ve onlar da dalga fonksiyonlarından ibarettir. Yani labaratuvarda olan her şey dalga fonksiyonudur. Hiçbir dalga fonksiyonunun diğerinden fiziksel anlamda bir farklılığı yoktur. Dolayısıyla bazı dalga fonksiyonları diğerlerinin sönmesine karar veremez.

Peki, fizikçiyi deney konusu elektronlardan üstün kılan nedir? Bu durum materyalist bakış açısı tarafından izahı olmayan bir durumdur. Maddeden öte şeyler vardır. Bu da insan ruhu ve bilincidir. İnsan ruhu ve bilinciyle bakıldığında fizikçinin madde yığınından ibaret olmayıp bilinçli bir varlık olduğu gerçeği kavrandığında, kuvantum mekaniğinin ölçmenin doğasıyla ilgili tuhaflığı kolaylıkla çözülür.
Kuantum fiziğinin ruhun varlığına ulaşmasını Andrey Anatoljevich Grib ve Waldyr Alves Rodrigues şu şekilde özetlemekteler:
Von Neuman’ı takip edelim, her gerçek ölçümde şu sıra bulunmaktadır: (i) kuantum parçacığı (ii) ölçüm aleti ki bu da kuantum parçacıklarından oluşmaktadır; (iii) duyu organlarıyla birlikte gözlemci. Gözlemci, ölçüm sürecinde parçacık hakkında kimi bilgiler edinir. Gözlemcinin gözler ve kulaklar gibi duyu organlarını da başka ölçüm cihazları gibi düşünmek her zaman mümkündür. Bu ölçüm cihazları da  (kuantum parçacığı ile etkileşen) ilk ölçüm cihazının özelliklerini ölçer. Bu duyu organları da kuantum parçacıklarından oluşur. Böylece bütün sistem yani ölçüm aleti, duyu organları da Schrödinger denklemleri ile tarif edilebilir.
Ancak von Neumann’ın da gördüğü gibi nihai bir gözlemci vardır. Bu gözlemci zihinsel bir ilişkinin öznesidir ve bir nesne hakkında bilgi edinir. Bu soyut ben Schrödinger denklemiyle tarif edilmez. Bu soyut ben, dalga paketinin çökmesine sebep olur ki bu da ibrenin belli konumlarda olması anlamına gelir. 5
Bu nihai gözlemci maddeden ötedir. Nitekim Andrey Anatoljevich Grib ve Waldyr Alves Rodrigues bu konuda şu itirafı yapar:
Von Neumann’a göre gözlemci ile gözlemlenen arasındaki sınırın yer değiştirmesi prensibinin önemli bir rolü vardır. Bu prensip şunu söyler: Dalga paketinin çökmesi, gözlemlenen nesne ile ölçüm cihazı arasındaki sınırı nereye koyduğumuzdan bağımsızdır. Böylece bu sınırı mikroparçacık ile klasik olarak tahlil edilen ilk ölçüm cihazı arasına koyabileceğimiz gibi gözümüz ile ölçüm cihazı arasına da koyabiliriz. Bu takdirde ölçüm cihazı kuantum mekaniğine göre tahlil edilir. Hatta daha da ilerleyerek bu sınırı beynimizin içine de koyabiliriz… 6

Frizt London ve Edmond Bauer adlı fizikçiler gözlem neticesinde ortaya çıkan değişiklikler neticesinde ruhun kaçınılmaz varlığını şu sözleriyle ifade ediyorlar:
Kendisini, önceki dalga fonksiyonundan ayıran yalnızca bir  “benin” şuurlu olmasıdır… 7
Ölçüm aletlerinin ölçüm yapmakta yetersiz olduğunu ve bilinçli biri olmadan bunun bir anlamı olmayacağını da şu sözleriyle ifade ediyorlar:
Şu ana kadar sadece cihazı nesne ile ilişkilendirdik. Ancak bir ilişki ölçüm cihazı ile dahi olsa henüz bir ölçüm değildir. Ölçüm ancak ibrenin konumunun gözlemlenmesi ile başarılır. 8

Eğer ruhun varlığı kabul edilmezse sonsuz bir çelişki yaşanır. David Bohm BBC ile yapılan bir röportajda Kuantum fiziğinin ana yorumu olan Kopenhag Yorumunun vardığı bu sonucu şu şekilde özetler:
Bohm: ... Ölçüm aletinin kendisi de,  üzerinde çalıştığımız benzer şeylerden yapıldığı kabul edilir.
BBC: Atomlardan mı?
Evet atomlar. Bu yüzden ölçüm aletinin varlığını tartışmak isterseniz, bu ölçüm aletine bakacak başka bir ölçüm aleti kullanmalısınız. Bu böyle sonsuza kadar gider.
BBC: Bu meşhur sonsuz döngüdür değil mi?
Bohm: Evet. Wigner, eğer biri bir fenomenin “gerçekten” olduğunun şuuruna varırsa diyerek bu döngüyü kırdı. 9

Fizikçi Basil Hiley de aynı gerçekle ilgili şu itirafı yapmaktadır:
Böylece bu durum, Wigner gibi seçkin insanların bakmanın belki de kuantum mekaniğinin çok önemli bir özelliği olduğu, yani bir şekilde bilinçliliğin rol aldığı fikrini önermelerine sebep oldu. 10

Görüldüğü üzere modern fizikteki gelişmeler de maddeden öte gören, bilen, ayrı şuurlu bir varlığın olması gerektiğini ortaya koydu. Maddeden farklı gören, duyan varlık Allah’ın Ruhudur. Nitekim Kuran ayetlerinde bu gerçek bildirilmiştir:
Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın." (Hicr Suresi, 28 - 29)
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 9)

Algıları Ruha Kim İzlettirir?

 

Modern fizik varlıklar aleminin algı mertebesinde yaratıldığını çarpıcı bir şekilde göstermiştir. Bu algıları da ruhumuzda bize her şeyin Yaratıcısı olan Allah izlettirir. Modern fiziğin gösterdiği bu büyük gerçeği kimi kaynaklarda samimiyetsiz bir üslupla gizleme çabası gözükmektedir. Bu kaynaklar -Allah’ı tenzih ederiz- ruhu ve bilinci kendi başına varlıklarmış gibi gösterirler. İnsan bir gerçeği dile getirirken dilini eğip bükmemeli, açık olan gerçeği net bir şekilde ifade etmelidir. Bu hastalıklı yapı Kuran ayetinde bildirilmiştir:
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(Ra’d Suresi / 16)

Allah’dan bağımsız hiçbir şeyin müstakil varlığı yoktur. Herşey ancak O’nun tecellisidir. Bütün her şey gibi modern fizik de bunun bir ispatıdır. Nitekim bu gerçek bir Kuran ayetinde bildirilmiştir:
... İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun.
(Mümin Suresi, 64-65)

Kaynak:


1 Amit Goswami, The Self-Aware Universe "How Consciousness Creates the Material World", Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 59-60

2 Quantum Theory and Measurement, Edited by John Archibald Wheeler and Wojciech Hubert Zurek, Princiten University Press, 1983, Sayfa 176; Makalenin Adı: Remarks On The Mind-Body Problem Eugene P. Wigner
Metnin İngilizcesi:
All this is quite satisfactory: the theory of measurement, direct or indirect, is logically consistent so long as I maintain my privileged position as ultimate observer.

3 Quantum Theory and Measurement, Edited by John Archibald Wheeler and Wojciech Hubert Zurek, Princiten University Press, 1983, Sayfa 169; Makalenin Adı: Remarks On The Mind-Body Problem Eugene P. Wigner
Metnin İngilizcesi:
When the province of physical theory was extended to encompass microscopic phenomena, through the creation of quantum mechanics, the concept of consciousness came to the fore again: it was not possible to formulate the laws of quantum mechanics in a fully consistent way without reference to the consciousness. All that quantum mechanics purports to provide are probability connections between subsequenct impressions ( also called “apperceptions” ) of the consciousness, and even though the dividing line between the observer, whose consciousness is being affected, and the observed physical object can be shifted towards the one or the other to a considerable degree, it cannot be eliminated.
… it will  remain remarkable, in whatever way our future concepts may develop, that the very study of the external world led to the conclusion that the content of the consciousness is an ultimate reality.

4 Quantum Theory and Measurement, Edited by John Archibald Wheeler and Wojciech Hubert Zurek, Princiten University Press, 1983, Sayfa 172-173; Makalenin Adı: Remarks On The Mind-Body Problem Eugene P. Wigner
Metnin İngilizcesi:
… it is the entering of an impression into our consciousness which alters the wave function … It is at this point that consciousness enters the teory unavoidably and unalterably.

5 Nonlocality In Quantum Physics, Andrey Anatoljevich Grib, Waldyr Alves Rodrigues, Jr., Kluver Academic/Plenum Publishers, 1999, Sayfa 50
Metnin İngilizcesi:
Following von Neumann, we can say that in any actuall measurement, we have a chain: (i) quantum particle; (ii) measuring apparatus, also composed of quantum particles; (iii) observer with his perception organs. The observer gets some information about the particle due to the measurement process. It is always possible to consider the perception organs of the observer, eyes, ears, etc., as other measuring apparatuses, which measure properties of the initial measuring apparatus (which interacted with the quantum particle). These organs are also composed of quantum particles, so that the whole system composed of the particle, the measuring apparatus, perception organs, can be described by the Schrödinger evolution.
But in the end, as observed by von Neumann, there is some ultimate observer, who is the subject of a cognitive relation and who gets information about the object. This abstract ego is not described by any Schrödinger equation and it is he ( or she) who produces the wave packet collapse, which implies in definite positions for pointers, etc. as discussed in Chapter 3. …

6 Nonlocality In Quantum Physics, Andrey Anatoljevich Grib, Waldyr Alves Rodrigues, Jr., Kluver Academic/Plenum Publishers, 1999, Sayfa 50
Metnin İngilizcesi:
An important role, according to von Neumann is played by the principle of displacement of the frontier subject-object, which says that the wave packet collapse cannot depend on where we put this frontier between the measured object and the measuring device. So, it is possible to put this frontier between our microparticle and the first measuring device, which is then treated classically, or between our eyes and the particle, plus the first measuring device that in this case must be treated quantum mechanically. We can go even further, placing the frontier inside our brain...

7 Quantum Theory and Measurement, Edited by John Archibald Wheeler and Wojciech Hubert Zurek, Princiten University Press, 1983, Sayfa 252; Makalenin Adı: The theory Of Observation In Quantum Mechanics, Fritz London and Edmond Bauer
Metnin İngilizcesi:
It is the only the consciousness of an “I” who can seperate himself from the former function Ψ(x,y,z)…

8 Quantum Theory and Measurement, Edited by John Archibald Wheeler and Wojciech Hubert Zurek, Princiten University Press, 1983, Sayfa 251; Makalenin Adı: The theory Of Observation In Quantum Mechanics, Fritz London and Edmond Bauer
Metnin İngilizcesi:
So far we have only coupled one apparatus with an object. But a coupling even with a measuring device, is not yet a measurement. A measurement is achieved only when the position of the pointer has been observed.

9 Aynı kaynakta bunun neden böyle olduğu matematiksel olarak da detaylı olarak inceleniyor.
The Ghost In the Atom, A discussion of the mysteries of quantum physics, P. C. W. Davies, J. R. Brown, Cambridge University Press, 1988, Page 119
Metnin İngilizcesi:
Yet the apparatus itself is supposed to be made of the very same sort of things we’re studying ( i.e. particles subject to quantum effects )
Atoms?
Yes, Atoms. Therefore if you want to discuss the existence of the apparatus, you should in principle use another piece of apparatus to look at it, and so on and so on.
This is the famous infinite regress?
Yes. Now Wigner has ended that regress by saying that only when somebody becomes conscious of a phenomenon is it really ‘actual’.

10 The Ghost In the Atom, A discussion of the mysteries of quantum physics, P. C. W. Davies, J. R. Brown, Cambridge University Press, 1988, Page 145
Metnin İngilizcesi:
So this has tempted people as distinguished as Wigner to suggest that perhaps ( the act of ) looking is a very important feature of quantum mechanics; namely, that somehow consciousness enters into the situation.