![]() |
|
Makro ve Mikro Alemin Habercisi IşıkYüzyıllardır ışık, bilimlerin temel araştırma konusu olmuştur. Özellikle 19. Yüzyılın 2. yarısından itibaren yapılan araştırmalar, bizi çok büyük gerçeklerle karşı karşıya bırakmıştır. Bunun neticesinde, varlığa dair bakışımızda çok temel değişiklikler olmuştur. 20. Yüzyılın 2 büyük keşfi olan Görelilik (Relativite) ve Kuantum Fiziği ışığın tabiatı üzerine yapılan çalışmalar neticesinde doğdu. Işık bize hem büyüklerin dünyası olan makro alemden hem de küçüklerin dünyası olan mikro alemden bilgi veren çok büyük bir hazinedir. Önce beraber kısaca ışığın makroalemden bize ulaştırdığı bilgilere ve bunun zamana bakışımızı nasıl değiştirdiğine bir göz atalım. Makro Alemin Kaşifi Işık
Evrenin ne tarafına gözümüzü çevirirsek hayret verici bir düzenle karşılaşırız. Allah’ın muhteşem yaratma sanatını gösteren çok ilginç detaylara şahit oluruz. Evrendeki olağanüstü büyüklüğe karşı içimizde hayranlıkla dolu bir his oluşur. Bu büyük alemde günlük hayatta kullandığımız ölçüler ise çok yetersiz kalır. Örneğin kimi yıldızların ışığı, milyarlarca yıl öncesinden gelmektedir. Bu yüzden astronomide uzaklıkları belirtmede temel ölçü kaynağı olarak ışık kullanılmaktadır. Işık aynı zamanda çoğu bilimsel teorinin çıkış noktası olmuştur. Einstein relativite teorisinin bütün temel denklemlerini 2 temel varsayımdan yola çıkarak bulmuştur. Bunlardan ilki, ışığın gözlemciden bağımsız olmak üzere sabit bir hızla hareket ediyor oluşuydu. Bu ışıkla ilgili büyük bir mucizedir, olağanüstü bir durumdur. Allah’ın yaratma sanatının en ilginç örneklerindendir. Işığın Hızının Sonlu Oluşu
Bilim tarihinin en ilginç deneylerinden bazısı, ışığın hızı ile ilgili olan deneylerdir. Örneğin güneşin gezegenlerinden olan Jüpiterden gelen ışık üzerine yapılan gözlemlerde çok ilginç bir gerçekle karşılaşıldı. Buna göre ışığın hızı sonluydu. Yani bir yerde ortaya çıkan ışık, aniden gözümüze ulaşamaz, belli bir süre sonra ulaşır. Halbuki biz günlük hayatta bunu farkedemeyiz, çünkü ışığın hızı çevremizde bulunan nesnelerin uzaklıklarına göre çok büyüktür. Ancak ışığın hızının sonlu oluşunun çok önemli bir neticesi vardır: Bu da şimdi oluyor diye düşündüğünüz şeylerin aslında size göre öyle olduğunu, gerçekte başkalarına göre daha önce yaşanmış ya da daha sonra yaşanacak olaylar olabileceğini göstermesidir. Çünkü bizi olaylardan haberdar eden ışık başkalarına çoktan ulaşmış ya da daha hiç ulaşmamış olabilir. Bu da zamanın gözleyene göre değişen bir algı olduğunu göstermektedir. Şimdi, geçmiş ve gelecek kavramlarının algılayana göre değiştiği gerçeğini meşhur fizikçi Richard Feynman da şu şekilde ifade etmektedir: 19. yüzyılda ortaya çıkan asıl olağanüstü gerçek ışığın hızının gözlemleyenden bağımsız olmak üzere aynı değere sahip oluşu ile ilgiliydi. Bu bilim dünyasında, bir bakış açısının köklü değişiminin arkasında yatan temel faktördü. Işığın Hızının Gözlemleyenden Bağımsız Sabit Oluşu
Eğer biri size 2 elmaya 2 elma eklersen toplamda 2 elma elde edersin derse ne düşünürsünüz? Bu son derece şaşırtıcı olurdu değil mi? İşte ışığın hızı sözkonusu olduğunda olan tam da budur. Işığın hızı gözlemcinin hızından bağımsız olmak üzere sabittir. Bunun ne ifade ettiğini anlamak için şu örnekleri gelin beraberce düşünelim: Nehirde hareket eden gemileri düşünelim. Aynı güçle çalıştırılan gemiler, nehir akıntı hızının büyüklüğüne göre bize hep farklı hızlarda hareket ediyormuş gibi gözükürler. Akıntının hızı arttıkça gemiler hızlanırlar. Çünkü geminin hızı nehrin hızı ile motorundan kaynaklanan hızının toplamıdır. Ancak aynı gemiler, gece karanlığında hareket ediyor olsalardı ve bu gemilerden bize gelecek şekilde el feneri yüzümüze tutuluyor olsaydı, o zaman şöyle bir durum karşımıza çıkardı. Her seferinde bize gelen ışığın hızı, akıntının hızından bağımsız olmak üzere aynı olurdu. Nehirin ve geminin hızı ne olursa olsun bu netice değişmezdi. Yukarıda örneklerini gördüğümüz ve ışığın hızındaki özel tasarımı anlatan gerçek, Allah’ın üstün yaratma sanatının örneklerindendir. Işık mucizevi şekilde gözlemciden bağımsız olmak üzere hep aynı değerde ölçülür. Işığın hızının hareketten bağımsız sabit oluşu üzerine düşünen insanlar son derece derin bir hayranlık hissi duyarlar. Işıkta böyle mucizevi özellikler tecelli ettiren güç, elbette sonsuz akıl ve kudret sahibidir. Allah’ın yarattığı bu olağanüstü özellikten koca bir yeni fizik dalı doğdu. Zamanın, mekanın, uzunluğun göreceliği ve mutlak varlıklar olmadığı gerçeği ışıktaki bu ilginç özelliğin anlaşılması ile yerli yerine oturmuştur. Işığın hızındaki bu şaşırtıcı özelliğin ne gibi neticeleri olabileceği üzerine düşünen bilim adamları uzun süre araştırmalar yaptılar. Fitzgerald adlı fizikçi, cisimlerin boylarının hareket etmeleri ile beraber kısaldığını keşfetti. Lorentz adlı bir diğer fizikçi birbirlerine göre sabit hızla hareket eden cisimlerin zaman ve mekan ölçümlerinin nasıl değiştiğini matematiksel olarak gösterdi. 4 Bu çalışmaların ne anlama geldiğini ise zamanın fizik dünyası tam olarak kavrayamadı. Ancak 1905 yılında Einstein, ışıkla ilgili bu ilginç gerçeği etraflıca inceleyerek bilim dünyasını sarsan bir çalışma ortaya koydu. Artık bu büyük gerçekle yüzleşmenin zamanı gelmişti. Zaman Bir Algıdır Mutlak Değildir
Yüzyıllar boyunca pek çok insan zamanın değişmez olduğunu düşündü. Hatta zamanı mekandan ayrı varolan soyut değişmez bir gerçek olarak algıladı. Newton fiziğine göre de mekandan bağımsız kendi kendine akıp giden bir zaman anlayışı vardı. Ancak bütün bunların yanlış varsayımlar olduğu açıkça ortaya çıktı. Yapılan hesaplamalar gösterdi ki: Sabit bir hızda hareket eden cisimlerde zaman genişliyor. Bu gerçek karşısında Bertrand Russell şu değerlendirmeleri yapmıştır:
Zamanın algılayana göre değiştiği gerçeği, bilim dünyasında derin bir sarsıntıya sebep oldu. Bu gerçek, materyalistleri zamana dair yanlış varsayımlarını bırakmaya zorladı. Zamanın göreceli olması yani algılayana göre değişmesi pek çok deneyle de ispatlandı. Bunlardan biri, Müon Deneyi olarak bilinen bir gözlemdir. Bu sayede ilk defa 1941 yılında yayınlanan bir çalışmayla zamanın göreceliği bir kez daha ispatlanmış oldu. Müon Deneyi ve Zamanın Göreceliği
Zamanın göreceliği, yani algılayana göre değişmez olmayıp farklı olduğu gerçeği, bilimsel deneylerle ispatlanmıştır ve artık teknik bir konu halini almıştır. Kuşkusuz bu büyük bir mucizedir. Allah, zamanı pek çok hayranlık uyandıran özelliği ile birlikte yaratmıştır. Bunlardan biri de müon deneyidir. Uzaydan dünyamıza yüksek enerjili parçacık fırtınaları gelmektedir. Kozmik radyasyonlar olarak adlandırılan bu parçacıklar atmosferde engellenir ve neticesinde müon adlı parçacıklar oluşur. Müonların ömürleri ise çok kısadır. Ortalama yarı ömürleri 2.2 mikrosaniye ( saniyenin milyonda biri ) kadardır. Neticede, atmosferimizde durdurulan kozmik radyasyonlar, bu yeni parçacıklar yoluyla hareketlerine devam ederler. Müonlar, ışık hızına çok yakın bir hızla yere doğru inerler. Yapılan hesaplamalar göstermiştir ki, müonların neredeyse hepsinin yere ulaşmadan yaşam sürelerini bitirip ölmeleri grekirdi. Ancak yerde yapılan gözlemler beklenilenden çok fazla müonun atmosferden bize ulaştığını göstermiştir. Klasik fizik açısından, bu çelişkili bir durumdur. Ancak burada yatan çelişkili düşünce, zamanın gözlemciye göre değişmez olduğu yanılgısından kaynaklanmaktadır. Hareketli cisimlerde zamanın genişlediğini görmüştük. Genişleme hesaba katılarak yapılan hesaplar deneylerle mükemmel bir uyum içerisindedir. Neticede müonlar zaman genişlemesi ile çok daha uzun yol alabilmektedirler. 6
Sonuç: Zaman Bir Tür İnançtır
Zamanın mutlak bir varlık olmadığı algılayana göre değişen bir tür inanç olduğu gerçeğini David Mermin şu şekilde itiraf etmektedir: Mermin’in de belirttiği gibi zamanın bir tür his ve inanç olduğu gerçeğinin derin anlamları vardır. Materyalistler, zamanın kendine müstakil bir varlığı olduğunu düşünüyorlardı. Oysa ki zaman da bir algıdır, yaratılmıştır, mutlak bir varlığı yoktur, bir algıdır ve Allah’ın bize hissettirdiği bir tür his ve inançtır. 20. yüzyıl bilimi bu gerçeği bilimsel olarak da ispatlamıştır. Allah her şeyin yaratıcısıdır. Buna zaman da dahildir. Dolayısıyla Allah zamandan münezzehtir. Nitekim Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirir: Zaman ve Materyalizmin Sonu
Materyalistlerin başlıca iki değişmez kabulü vardı. Bunlar madde ve zamandı. Zamanın sonsuz bir geçmişi olduğunu düşünüyorlardı. Yani zamanı kendi kendine akıp giden maddeden bağımsız ve değişmez bir soyut düşünce olarak görüyorlardı. Ancak son 150 yıldır yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde, bu düşüncenin yanlışlığı net bir şekilde ortaya konmuştur. Zaman, anların karşılaştırılması neticesinde oluşan bir histir. Algılayana göre de değişir. Böylelikle bağımsız kendiliğinden var olan zaman anlayışının yanlışlığı bilim dünyasınca da anlaşılmış oldu. Zaman ve mekan içiçe geçmiş kavramlardır. Mekansızlığın olduğu bir yerde zamandan bahsedilmez. Big Bang olarak bilinen evrenin büyük patlama ile yaratılışıyla birlikte zaman da yaratılmıştır.
... Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47) Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," ( Mümi'nun Suresi, 112-114 ) Ayetlerde bu gerçeğin, bu denli açık bir şekilde anlatılması Kuran’ın Allah tarafından indirildiğinin açık bir kanıtıdır. Işığın hızı ile ilgili yapılan araştırmalar bizi derin gerçeklere ulaştırmıştır. Bunun neticesinde zaman, mekan, uzunluk ve kütle gibi kavramların mutlak olmadığı, birer algı olduğunu gördük. Ancak en az bunlar kadar derin gerçeklere, ışığın ne olduğu sorusuna cevap ararken bulundu. Kaynak: 1 Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 148 3 Rölativitenin ABC’si, Bertrand, Russell, Sarmal Yayıncılık, Sayfa 31 4 Fundamentals of Physics, Fourth Edition, David Halliday, Robert Resnick, Jearl Walker, John Wiley & Sons, Inc., Sayfa 1116 5 Rölativitenin ABC’si, Bertrand, Russell, Sarmal Yayıncılık, Sayfa 38 6 Rossi B. and Hall D.B. (1941) ‘Variation of Decay of Mesotrons with Momentum’,. Physical Review 59, 223-228. 7 Boojums all the way through: communicating science in an prosaic age / N. David Mermin, Cambridge University Press, 1990, p. 114 |